Yazı Detayı
14 Haziran 2018 - Perşembe 03:13
 
ELEŞTİRİ - YORUM
Adnan Akgül
 
 

Seçim bitse de kurtulsak.

Çok ciddiyim bu konuda.

Yatsam ve bir uyansam  günlerden 24 Haziran olsa, gitsem oyumu kullansam sonra hooop akşam 17:00 olsa, YSK seçim yasağını anında kaldırsa, oylar sayılsa sonucu herkes görse.

Bir iki gün oyların nasıl değiştirildiği dedikodusu ortada dolansa.

Chp, İP, Saadet çıksa ‘’Seçimin galibi biziz ama oyları şöyle şettiler’’ diye kendi seçmenine karşı ‘’aslında biz kazandık’’ salvoları ile kazanamama  gazlarını alsa, beceriksizliklerini örtse.

Ak Parti seçmenleri kazanmanın sarhoşluğu  ile bilip bilmeden, ölçüsüne bakmadan, kalpleri kırma uğruna laf sallasa.

Sonra da hayat normale dönse ne güzel  olur.

Nedir her seçim çektiklerimiz ağalar.

Etmeyin paşalar.

Eline klavyeyi alan sanki o an ne yazarsa herkes yazılana karşı ‘’he valla çok doğru’’ diyecek, oyunu kendisi kime istiyorsa ona verecek. Dersin ki alleme-i cihan, sadrazam soyundan gelmiş, dedesi  bir zamanlar Marmara İletişimin Dekanıymış da ordan Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesine Dekan olarak gitmiş kendisi de yememiş içmemiş dedesinin yolunu takip etmiş,  Siyaset profesörü kesilmiş.

Henüz Siyaset kelimesinin anlamını ve beslendiği yeri bilmez yazar da yazar.

Beyler bu siyaset denen olgunun ana unusuru ve beslendiği menba İNSAN değil mi?

İnsan kazanamayan nasıl oy alacak Allah aşkına biri bana izah etsin. Şunu unutmayın kaybeden siyasi partilerin yapmadığı en önemli şey SEÇMEN KAZANAMAMAK.

Hele bu sosyal medya icad oldu, peeeey herkeste bir afra bir tafra bir yafta başladı.

İnanın bazen okuyunca ‘’hayır bunu bilgisayar kendi kendine yazmış olsun’’ demekten kendimi alamıyorum.

Meral Akşeneri Cumhurbaşkanı yapanımı dersin, Muharremi İnceyi kurtarıcı yapanı mı, Karamollaoğlunu Türkiyenin umudu olarak sunanı mı?

Şimdi bir kaç kişiden hemen Ak Partiye neden bir şey yazmıyorsun diye teraneler gelmeye başlar. Boşuna yüzünüzü buruşturmayın Ak Parti seçmenine de bu serinin sonunda  bir kaç sözüm olacak.

Akşenerle başlayalım.

Bence İP liler Meral Akşeneri tam olarak tanımıyor.

Akşener tepeden inme İç İşleri Bakanı oluyor. Yıl mıl yazmaya gerek yok, açın yakın tarihi okuyun  bir zahmet.

Ne yapıyor?  Çiller ve o dönemdeki ekibi bir kaç defa ortaya çıkıp mır mır ettiler ama nasıl ve neden göreve getirildiğini bir türlü tam izah eden olmadı. Kadın Kolları Başkanı iken bir anda kendisini Ağar’ın yerinde İçişleri Bakanı olarak buldu. Şimdi ne var bunda diyeceksiniz? Bakın siyasi geçmişi bir yılı geçmeyen, Edebiyat Fakültesi Taih bölümünden mazun birinin İçişleri Bakanlığında ne işi var diye sormuştuk o dönem yine cevap alamamıştık. Kaldı ki dönem de öyle böyle bir dönem değil. Türkiye Sususrluk olayları ile çalkalanıyor, böyle stratejik bir Bakanlığa duayen beklerden tepeden inme Akşener Bakan oluverdi.

Ne mi yaptı? Her şeyi ağzına gözne bulaştırdı.

İlk iş kendini göreve getiren Tansu Çilleri anında sattı ve onca hengame içerisinde ortalığı bir karıştırdı ki DYP içten içe birbirine girdi adeta. Ne alakaysa görevi devraldığı Mehmet Ağarın safına geçiverdi.  Bir ara kendi Partisi içinde adeta muhalefet vekili gibi sözler kullanmaya başladı. 

Niyet belli Tansu Çilleri yemek ve yerine geçmek.  Şu an İçişleri Bakanı olan ama o dönemin DYP İl Başkanı olan Süleyman Soylu durumu seziyor ve DYP İstanbul Teşkilatını apar topar Ankara’ya yürütüyor.

Soylu’nun bu hareketi karşısında Partide istenmeyen kadın olan Meral Akşener istifa etmek zorunda kalıyor ve TBMM de görevi devraldığı Mehmet Ağarın yanına oturmaya başlıyor. Mehmet Ağar kurt siyasetçi ve Devlet adamı, yer mi? Elbette yemez.

Mehmet Ağardan yüz bulamayan Akşener soluğu Parti İçinde güçlü gördüğü Köksal Toptan’ın yanında alıyor. Köksal bey de buna kanıyor o ayrı mesele. Başlıyorlar DYP yi ele geçirme çabalarına. Demirel ile görüşmeler, falanlar, filanlar derken o da olmuyor ve Köksal Toptan arkasına bir dönüyor ki ne görsün Akşener toz olmuş.

Akşener bir süre sonra Ak Parti kurulurken kapağı bu defa oraya atıyor.

Kim var o dönem Ak Partide R.Tayyip Erdoğan, Abdulah Gül, Cemil Çiçek, Bülent Arınç, Diplomatların piri Yaşar Yakış, Tayyar Altıkulaç vs.

Buradan ümidini kesen Meral hanım bir açıklama yaparak Ak Parti saflarında olmayacağını açıklıyor. Aman açıklamayı şu an Saadet Partisi Genel Başkanı olan Karamaollaoğlu duymasın. Aramızda kalsın açıklama şu ‘’bunlar Milli Görüş gömleğini çıkarmamış, milleti kandırıyorlar. Benm orada işim olmaz’’ Peki nereye? Hooop MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin kapısına.

Hem de öyle böyle değil. Sıkı ve herkesten daha bir büyük Ülkücü olarak.

Anlattığı hikaye gayet ise temiz. Kendisi eskiden beri Ülkücüdür. Ülkü ocaklarına üye olmamıştır ama sıkı ülkücüdür, pek Ülkücüüdür. Asena dedin mi o akla gelir. Türkiye Cumhuriyetinde ikinci Ülkücüdür, birincisi ise dürüst, sözünün eri, lekesiz Devlet Bahçelidir. Diğer Ülkücüler ise bunlardan sonra gelir. Devlet bey zokayı yer mi? Yer Valla.

Hatta o kadar Ülkücüdür ki eski bir Dev-Sol ve d-HKPC üyesi olan kocasını bile bile ikna etmiştir. Neye ikna etmiştir derseniz evlenmeye ikna etmiştir. Çünkü kendisi kocamı ikna ettim der sadece. Kocası ise hiç bir zaman çıkıp ‘’evet eski bir Dev-Sol cuyum Meral beni ikna etti Ülkücü oldum’’ demez. Sadece ‘’evet Dev-Sol üyesiydim’’ der çıkar işin içinden.

Her neyse, dönelim mevzuya.

MHP ve Devlet Bahçeli kendisine iyi bir mevki, Genel Başkan Yardımcılığı, Vekillik verir. Bir süre ‘’Devlet bey bu Ülkenin siyaset piridir’’ diye gezer ortada. Amaaaaa arkadan arkadan bu sefer de Devlet beyin altını oymaya başlar. Bir anda Türkiye’de en büyük ve örnek alınacak teşkilatçılığın en büyük örneği olan MHP geleneklerinde olmayan bazı olaylar olmaya başlar.

Teşkilatlanma dediğime bakmayın. Meral hanım MHP ye gelinceye kadar bir gerçek vardı. MHP teşkilatları inanılmaz bir çelik yapı içerisinde muhafaza edilirdi. Öyle ki kurulduğu günden o güne kadar binlerce şehit vermesine rağmen bir adım olsun geri atmamış, teşkilat anlaşıyışından ve hiyerarşisinden tek kelime olsun ödün vermemiş bir yapı anında çözülüverdi. MHP de ne olduysa herkes  bir birine düşman kesiliverir.

Doğrusu o dönemde hayretler içerisinde kaldığımı itiraf edeyim. Çünkü MHP nin nasıl bir yapı üzerine bina edildiğini az çok biliyorum.

Şöyle düşünün. Genel Başkanı Başkan yardımcılarına, Sanatçılar Partiye, Parti Teşkilatlara, Teşkilatlar Milletvekillerine, Milletvekilleri Ülkücü Devlet kadrolarına düşman olmuştu.

Tabi hayretler içerisinde kalmamak mümkün değil.

Ne mi oldu?

Bu karışıklıkta Meral Akşener çıkar ve MHP yi ben yöneteceğim diyiverir. İşte tüm sorular bir anda cevap bulmuştu. Hani polisiye bir kural vardır ya, ‘’katil olay mahalline ilk gelen ve en çok ağlayandır’’

Öyle de oldu.

İlk söz manidardı dorğusu.

Ne diyordu Meral Hanım?

‘’Devlet Bahçeli MHP yi öldürmüştür, ben dirilteceğim’’ ‘’MHP ölmüşsün ağlayanın yok, ben kurtaracağım’’

Veeeee bilindik son.

Devlet Bey ger.eği gördüğü an neşteri vurdu.

Ordan da kovuldu.

Akşener gittiği an MHP de eski normlarına geri döner.

Yani diyeceğim o ki Meral Akşener bu ülkede asla iktidar olamaz. Çünkü her zaman hırslarının kurbanı olmuştur ve İnsan kazanmak umurunda bile değildir.

Onun tek derdi vardır.

Başbakan veya Cumhurbaşkanı olmak. Nasıl olacağı veya bunun için siyaset geliştirmek onun için önemli değildir. Etrafındaki hiç kimsenin onun için değeri yoktur.

Vefası yoktur.

O olsun da nasıl olursa olsun der.

Genel Başkan, Vekil, arkadaş falan dinlemez boşluğunu buldu mu anında harcar.

Olamaz çünkü siyasetin insan kazanma sanatı olduğundan bihaberdir.

Gelelim CHP ye.

Ne zaman mı?

Bir sonraki yazıya tabiki.

Arkası yarın gibi olsun J

Kalın sağlıcaklar.

 
Etiketler: ELEŞTİRİ, -, YORUM,
Yorumlar
Haber Yazılımı